10 Şubat 2018 Cumartesi

Beşiktaş Sahaf Festivali*

Beşiktaş Sahaf Festivali
Son anda aklıma gelen ve hemen ardından arkadaşıma hadi buraya da bir gidelim dediğim, bu sene ilki gerçekleşen Beşiktaş Sahaf Festivali'ndeydim bugün. Kimisinin şu zamanda baskısı olmadığı nadide eserleri incelerken, bir yandan eski yıllara ait plakların çalıp size eşlik ettiği hoş bir ortamda vakit geçiriyorsunuz. Şimdilerde baskısı olmayan kitaplar olduğu gibi güncel kitaplara da ulaşmak mümkün. Aynı zamanda eski plaklar, kasetler, fotoğraflar, dergiler de ilgilisi için stantlarda yerini almış durumda. 
Ancak dediğim gibi son ana kaldı ve bu yazıyı yarına bırakmadan paylaşmak istedim. Çünkü festival 3 Şubat'ta başladı ve 11 Şubat'ta sona erecek. Beşiktaş Deniz Müzesi fuaye salonunda 10:00-20:30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. İlki düzenlendiği için ücretsizdi aynı zamanda. İstanbul içerisindeyseniz hala bu ortamda bulunma şansınız var. Kitap, dergi, plak, kaset herhangi birini almayacak olsanız bile oranın havasını alıyor olmak bile size iyi gelecektir. 

Sizin gibi düşünen, sizi anlayan insanların arasında olmak mutluluk veriyor. Kitapları incelerken müdahale edeniniz yok, en sevdiğim nokta burasıydı. Dilediğiniz gibi inceliyor, bakıyor, seçiyorsunuz. Bir kitapçıda ise böyle bir ortam yakalamak bazen çok zor oluyor. ''Nasıl bir kitap bakmıştınız?'' ''Ne tür bir şey arıyorsunuz?'' gibi sorularla, olan kitap alma istediğiniz de kaçabiliyor. Fuaye alanında iki saat kadar bir süreyi kitapları incelemekle geçirmiş olsam da, daha fazla vaktim olsa hayır demezdim. 

Bizim gibi gençlerin yanı sıra, belki de yaşları yetmişlere seksenlere varan insanlar da vardı. Aynı nokta da bulunabileceğimiz kimi yerlerden biri oluyor sahaf festivalleri ki ben ilk kez katılıyorum böyle bir festivale ve oldukça keyif aldım. 

Senenin ilk okuduğum kitabı Şeker Portakalı'ydı. Can Yayınlarının şimdi ki baskılarında kullandıkları kapakların dışında, bu baskıları ben daha çok beğeniyorum. Serinin diğer kitaplarını yine bir sahaftan eski baskı olarak almıştım ama Şeker Portakalı'nın eski baskını bulamamak beni üzmüştü. Bugün bu baskıya denk gelip almamak olmazdı, günün şanslısı Şeker Portakalı'ydı. 

Fotoğraf karesinin içerinde ki fotoğraf kareleri de yine festivalden aldıklarım. Bir kutu dolusu yıllar öncesine ait böyle fotoğraflar vardı. İçerisinde seçtiklerim bunlar oldu... Fotoğraf konusuna da ayrı bir ilgim vardır.


Olur da gitme şansınız olursa yorumlarda gittiğinize dair, ortam ile ilgili olarak da fikirlerinizi paylaşabilirsiniz. Umarım gidip görme şansınız olur.

Keyfiniz bol olsun.

7 Şubat 2018 Çarşamba

#okuduklarım36: Hitler'e Sordunuz Mu?/Atakan Büyükdağ

Hitler'e Sordunuz Mu?
Benim için tarih sadece lise ve ondan önceki eğitimlerimden öteye gidememiş, altı boş doldurulması ve gereken önemli bir konuydu aslında. Bu Hitler'e Sordunuz Mu? kitabıyla biraz da olsa mümkün oldu. Hitler'i milyonlarca Yahudi'nin ölümüne neden olan bir diktatör olarak duymuş ancak onunla ilgili ayrıntılı bilgiye sahip değildim. Yazar Hitler'den başlayarak ikinci dünya savaşını ve bundan biraz öncesini ele alıyor aynı zamanda bunu sıkmadan ve tüm dünya ülkelerine ayrıntılı şekilde değinerek yapıyor. Yazarın geniş bir bilgi birikimi olmalı ki böyle başarılı bir kitap çıkmış ortaya.

Hitler'in doğumundan itibaren, sanata olan ilgisi ve yeteneğinin peşinde koştururken, baskın gelen milliyetçilik duygusuyla kendini birtakım siyasi işlerin ortasında buluyor. Bu çocukluğundan beri süregelen liderlik özelliğinin ve dediğim dedik biri olmasının etkisi mutlaka. 

Kitap öyle sürükleyici ki okudukça okumak istedim ve tarihte gerçekten böyle şeylerin yaşanmış olup olamayacağını sorgulayıp durdum. Kurmaca gibi ancak hepsi yaşanmış şeyler. Bazı yerlerde çok şaşırdım bazı yerlerde çok güldüm. Evet, güldüğüm yerler de oldu :) 

Tarih sahnelerini sanki birebir yaşadım okurken; patlatılan bombalar, atılan mermiler, uçan savaş uçakları, ezip geçen tanklar hepsinin sesi yankılandı kafamın içinde.

Kitabı almamın sebebi tarih okumak değildi aslında. Hayvan Çiftliği kitabından sonra Stalin'e yapılan eleştirinin sebebini öğrenmek istedim. Bazı araştırmalar sonucunda bu kitabı okumam gerektiği kanısı vardım. İyi ki kitap elime geçti. Stalin dışında diğer ülke başbakanları ile ilgili de fazlaca bilgi sahibi oldum. 


Benim için Hitler'e Sordunuz Mu? kitabı tarihe dair iyi bir başlangıç oldu. Herkesin okuyabileceği akıcı, yalın bir dili var. Bundan sonra yazarın diğer kitaplarını ve Hitler'in Kavgam adlı kitabını da okumak istiyorum.
Tarihe meraklı olsanız da olmasanız da kitaba bir şans vermelisiniz bence. Size katacağı şeyler mutlaka olacaktır.

Hepinize iyi okumalar.
Keyfiniz bol olsun.

1 Şubat 2018 Perşembe

#okuduklarım35: Germinal/Emile Zola

Germinal gerek kitap konusu ve akıcılığı gerekse merak uyandırması anlamında benim için çok iyi bir kitaptı. Hele ki baş karakter Etienne kendimden bir şeyler bulunduğum ve sevdiğim bir karakter oldu aynı zamanda unutamayacağım bir karakter olacak. İstediğinde yapamayacağı şey yok Etienne'in ancak bilgisizliği bunun önüne geçiyor. Bu yüzden kitaplara başvuruyor, araştırıyor, öğreniyor ve bunu deneyimlemeye çalışıyor. Tüm çabası ve gayreti zor koşullar altında çalışan emekçilerin refahı ve mutluluğu içindi. Kendisi adına ve emekçiler adına -bazı kötü durumlar yaşanmış olsa da- başardığı çok şey vardı.

Fransa da yaşayan maden işçilerinin yaşantısını, madende yaşadıkları zorlukları ve bu yaşantıya daha fazla katlanmak istememeleri nedeniyle ortaya çıkan başkaldırıyı konu ediniyor Germinal. Yazarın anlatı tarzı beni hiç sıkmadı, kitap bir hafta kadar elimde olmuş olsa da hep merak ederek okudum. Sonunu iple çektim ama bitsin de istemedim bir yandan. Devamı gelse hala sıkılmadan okuyabilirim.

Ülkemizde yaşanan Soma Faciası nedeniyle birçok madencimiz yaşamını yitirmişti. Onların yaşadıklarını -facia öncesi ve sonrası- bu kitapla belki biraz da olsa anlamak mümkün. Maden ocakları ve taş kömürü ile bilinen Zonguldak'ta yaşıyorum ama çevremde maden ocağında çalışan kimseler pek olmadığından yaşanılanlara bende uzağım. Ancak yerin yüzlerce metre altında çalışmanın böylesine zor olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. 


Kitapta Fransa toplumunun yaşamını ve Fransa da yaşanan sanayi bunalımının izlerini de görüyorsunuz. Kitapta sevmediğim nokta kadınlara toplumda verilen değer, hatta şöyle söyleyeyim; verilmeyen değerdi. Her kadının erkeklerin istediği an ve zamanda buyruğu altına girmesi kaderiymişçesini davranılıyordu. Kadınlar bunu çoktan kabul etmiş ya da kadınlara bu durum zamanla kabul ettirilmişti. Bu durum canımı sıktı biraz, hoş bulmadım.

Başka şansları olmadığından kadınlarda madene inmek ve yaşamlarını sürdürmek için para kazanmak zorundaydılar. Emeklerinin karşılığında az bir parayla da olsa kıt kanaat geçiniyorlardı. Bu duruma daha fazla katlanmak istemeyen halk bunun değişebileceğine inanarak bir grevin içinde buldu kendini. Amaçları üst sınıflar gibi yeyip içmek, rahatın keyfini sürmekti artık. 

''Evet, siz Fransız işçileri hep böyle düşünürsünüz zaten, bir hazine bulacaksınız, sonra gidip onu tam bir bencillik ve aylaklık içinde bir köşede yiyeceksiniz. Zenginlere bağırıp çağırmanız boşuna, talihin önüne getirdiği serveti, yoksullara verecek yürek yok sizde... Kendinize özgün malınız, mülkünüz olduğu ve kentsoylulara duyduğunuz kin yalnızca onların yerine geçip kentsoylu olabilme hırsından geldiği sürece, mutluluğa layık değilsiniz.''  diye eleştiriliyor bir kısımda.


En başta sadece yaşam düzeylerini iyileştirmek varken akıllarında, insanoğlunun gözünü hırs bürüdüğünde önüne geçilemeyeceğini; niyet ne kadar iyi olsa da, zarara uğrayarak işin sonuna varılabileceğini görüyoruz. 
''Şiddet hiçbir zaman iyi sonuç vermemiştir arkadaşlar, dünyayı bir günde yıkıp yeni baştan yapamazsınız.''

İnsanların açlıkta, yoklukta, hırslandıklarında neler yapabileceğine, o sınırı ne kadar zorlayabileceklerine şahit oluyorsunuz bu kitapta. Mutlaka okunması gereken bir klasik sayıyorum ben Germinal'i. Kitabın kalınlığı sizi korkutmasın. Klasik okumakta çekinceleriniz varsa sıkılırım diyorsanız belki sonra ya bırakabilirsiniz ama mutlaka okunacaklar listenizde bulunsun. Kitap hakkında söylenecek çok şey olsa da şimdilik burada noktalayacağım.

Keyfiniz bol olsun. 

28 Ocak 2018 Pazar

#okuduklarım34: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu/Stefan Zweig

   Zweig bu kitabında bir kadının ağzından yazdığı mektubu konu alıyor. Mektubun olduğu zarfta ne bir gönderici adı, ne de bir adres var. Kitabın beni şaşırtan tarafı; içeriğinden çok Stefan Zweig'in bir kadının hislerini, düşüncelerini bu kadar iyi ifade edebilmesi oldu. Bir erkek tarafından bir kadının hissiyatını anlamak ve bunu dile getirmek iyi bir yeteneği gerektirir, bu yeteneği de Zweig'de fazlasıyla görüyoruz.
   Okunulan sıradan bir mektuptan çok daha fazlası; bir kadının tek taraf olarak yaşadığı aşk ve teslimiyetiydi. Bunun tek taraflı olması belki önceleri sebepsizdi ama sonra kendince bir sebebe bağlandı. Bu ''sebep'' ten önce, karşı tarafın her şeyden haberi olmalıydı belki de. 


   Mektubun girişi ''Sana, beni asla tanımamış olan sana,'' şeklinde. Oysa yaşamlarının birkaç noktasında karşılaşmış olmalarını rağmen tanımıyor karşı taraf onu ve yüreğinde yaşıyor bilinmeyen kadın aşkını.
   Okurken ben gerçek mi hayal ürünü mü diye çok çelişkiye düştüm. Birine bu denli sevgi beslemişken onu bundan haberdar etmiş olsaydın da bunca zorluğa, acıya katlanmak zorunda olmasaydın keşke bilinmeyen kadın, dedim içimden. Kendince sebepleri vardı tabii onu da anlamaya çalıştım. 


   Kitap 62 sayfasıyla oldukça ince, kendini okutan ve hemen biten bir kitap. Duygu yönünden zengin olduğundan kitaptaki o hissiyatı yakalamak önemli. Herkeste aynı tadı bırakacağını sanmıyorum ama zaten ince bir kitap olduğundan herkesin bir şans verebileceğinden yanayım. 
   
   Kitap hakkında çoğu yorum çok çok sevildiği, ayılıp bayılınan bir kitap olduğu yönünde. Bunları çok söyleyemesem de genel anlamda sevdim diyebilirim. Bunun nedenin de Stefan Zweig'in insan psikolojisi ile ilgili olarak yaptığı tahlil olduğunu söyleyebilirim.
  Klasik kitap okumalarımın ilki bu kitaptı. Benim kitap hakkındaki düşüncelerim böyleydi.
   Keyfiniz bol olsun.

22 Ocak 2018 Pazartesi

Fanzin Okumalarım: Mahalle Fanzin (Sayı: Aralık 2017)

Mahalle-Aralık 2017
''Kadınlar insandır biz erkekler insanoğlu.'' diyen sevgili Neşet Ertaş'ın kapaklarında yer alması sebebiyle ilgimi çekti Mahalle fanzin. Hemen ardından almak istedim. Aslında fanzinin ne olduğu hakkında bir bilgim yoktu önceleri ama biraz araştırdıktan sonra ilk fanzin okumam Mahalle'ye nasip oldu. 

Peki fanzin nedir?

-Fanatik ve magazin kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş, fotokopi aracılığıyla ya da el ile yazılıp çizilerek çoğaltılabilen, kâr amacı güdülmeyen yayınlardır.

-İçerisinde şiir, öykü, hikâye bulunduran edebiyat fanzinleri olduğu gibi herhangi bir konusu olmayan, karikatür, fotoğraf, her türlü yazı vb. bulundurabilen fanzinler de vardır.

-Fanzinler dergilerden farklı olarak daha amatör şekilde yazılır.

-Oluşturulan fanzinler tek sayfa olabileceği gibi birden fazla sayfadan da oluşabilir ve zımbalanıp, iğnelenerek kafe gibi belirli yerlerden temin edilir. 

Araştırmalarım sonucu çoğu fanzinin İsanbul da bazı kafelerde olduğunu gördüm, küçük bir çevreye hitab ettiklerinden bu tarz yerlerde sınırlı sayıda bulunuyorlar. İnstagram hesaplarından bazı fanzinlerin takibini yapabilirsiniz. Mahalle fanzini de birebir gidip alma şansım olmadı ama kargo ile elime ulaştırıldı.

Edebiyata gönül vermiş biriyseniz, kitaplar dışında farklı bir şeyler arıyor ve yeni yazılar keşfetmek istiyorsanız fanzinlere şans verebilirsiniz. Mahalle fanzin içerisinde evet iyi yazılar vardı, bir kere emek işi olduğunu görüyorsunuz. Ben sadece kapağa ithafen de olsa Neşet Ertaş ile ilgili kısmın daha zengin olmasını isterdim ya da ona dair daha fazla metin olabilirdi.

Günümüz dergileri dışında bence fanzin okumaları da yapmalısınız. Bilinen yazarların yazıları dışında, farklı açılardan farklı yazılar okumak size iyi gelecek ve ufkunuzu açacaktır.

Mahalle fanzine İstanbul dışında birçok şehirde de ulaşabilirsiniz. Ben instagram hesaplarını da şuraya bırakıyorum. Eğer bulunduğunuz şehirde varsa sizde temin edebilirsiniz.
Keyfiniz bol olsun.

21 Ocak 2018 Pazar

Okuma Etkinliği: 2018 Klasik Kitap Okuma Maratonu

Bu yıl içerisinde klasik kitap okumaları yapma kararı almışken böyle bir etkinliğin karşıma çıkması büyük bir şans oldu benim için, var olan okuma isteğime de katkısı olacak diye umuyorum. Diğer katılımcıların okuduğu ve okumak isteği kitaplar bana yol gösterecektir okuma yolculuğumda. 

Siz de eğer okumak isteyip bir türlü başlayamıyorsanız, sizin için de iyi bir başlangıç olabilir ve bizimle bu etkinlikte yer alabilirsiniz. Blog yazmıyor olsanız bile katılabilir, yorumlarınızı bu postun altında veya diğer kitapların yorumları altında paylaşabilirsiniz. Fikirleriniz benim için önemli, paylaşmanızı isterim. Etkinlik sahibi Okuyan Muggle'a öncülük etmesi adına teşekkür ediyorum, diğer katılımcıların okuma listelerine de buradaki linkten ulaşabilirsiniz.

Listemde şimdilik aşağıda belirttiğim kitaplar olacak. Bunların bir kısmını yıl içerinde belki okurum ya da okuyamam ama isteğim daha fazlasını okumak. 

Yabancı Klasikler:
1) Germinal - Emile Zola
2) Hacı Murat - Tolstoy
3) Anna Karenina - Tolstoy
4) Genç Werther'in Acıları - Goethe
5) Suç ve Ceza - Dostoyevski
6) Budala - Dostoyevski
7) Notre Dame’ın Kamburu - Victor Hugo
8) Gazap Üzümleri - John Steinbeck
9) İnci - John Steinbeck
10) Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig
11) Santranç - Stefan Zweig
12) Jane Eyre - Charletto Bronte

Aslında bu listeye eklenecek o kadar çok kitap var ki şimdilik böyle bırakacağım.

Türk Klasikler:
1) Tol - Murat Uyurkulak
2) Masumiyet Müzesi - Orhan Pamuk
3) Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
4) İnce Memed - Yaşar Kemal
5) Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar
6) Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
7) Alemdağ'da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık
8) Kavak Yelleri - Reşat Nuri Güntekin

Benim listem böyle, daha önce okumuş olduğum ve tekrar listeme eklediklerim de var. Umarım listemdekilerin tamamını okurum. 
Keyifli okumalar dilerim.